Atölyeye getirilen çocukların önemli bir bölümü, ilk gün bir köşede durur. Konuşmaz, göz göze gelmez, sırası geldiğinde "ben yapmayayım" der. Velisi çoğu zaman mahcup bir ifadeyle yanıma gelir ve hep aynı cümleyi kurar: "Evde hiç böyle değil, evde susmuyor."
Bu cümle bana her seferinde iyi bir haber gibi gelir. Çünkü evde konuşabilen ama grup içinde konuşamayan bir çocuk, konuşmayı bilmiyor değildir; izlenmekten çekiniyordur. Bunlar çok farklı iki şeydir ve ikincisi, doğru sırayla çalışıldığında çözülür.
Bu korku ne zaman ve neden yerleşir
Küçük çocuklar seyirciden korkmaz. Dört yaşındaki bir çocuk kalabalığın ortasında şarkı söyler, dans eder, kimsenin ne düşündüğünü umursamaz. Bu rahatlık kendiliğinden kaybolur, çünkü çocuk gelişiminin belirli bir aşamasında yeni bir yetenek kazanır: başkasının zihninden kendine bakabilme.
Yedi yaş civarında çocuk, akranlarıyla kendini kıyaslamaya başlar. Artık yalnızca "yapabiliyor muyum" diye değil, "onlar bana ne diyor" diye de sorar. Bu, bilişsel olarak ileri bir adımdır; ama bedeli, sosyal değerlendirme kaygısının ilk kez ortaya çıkmasıdır. Aynı dönemde okul da bu kaygıyı besleyen bir ortam sunar: tahtaya kalkma, sesli okuma, sınıf önünde soru cevaplama. Çocuk ilk kez performansının izlendiğini ve yargılandığını fark eder.
Ergenlikte aynı kaygı tepe yapar. On üç–on beş yaş aralığındaki bir gencin en büyük korkusu genellikle başarısız olmak değil, komik duruma düşmektir. Bu yüzden lise çağındaki bir öğrenciyi sahneye çıkarmak, ilkokul çağındaki bir çocuğu çıkarmaktan daha zordur — ve tam bu yüzden, erken başlamak belirleyicidir.
Sahne korkusu kazanılmaz; kazanılan şey, ondan kaçınma alışkanlığıdır.
Kaçınma neden işe yaramaz
Kaygıyla ilgili en iyi bilinen şeylerden biri şudur: kaçınmak, kısa vadede rahatlatır ve uzun vadede büyütür. Çocuk tahtaya kalkmaktan kaçındığında o an rahatlar. Beyni bu rahatlamayı kaydeder ve şu sonucu çıkarır: "Kaçındım, kötü bir şey olmadı; demek ki kaçınmak doğru." Bir sonraki sefer kaçınma isteği daha güçlüdür.
Bu döngü, veli iyi niyetle devreye girdiğinde de sürer. "Çocuğum utangaçtır, onu kaldırmayın" demek çocuğu o gün korur, ama ertesi yıl aynı çocuğun daha da geri çekilmesine katkı sağlar. Bir çocuğu topluluk önünde konuşmaktan kalıcı olarak korumanın hiçbir yolu yoktur; ertelemenin yolu vardır, ve erteleme her yıl işi zorlaştırır.
Bunun tersi de doğru değil. "At çocuğu sahneye, alışır" yaklaşımı, hazır olmayan bir çocuğu seyirci karşısında donma anıyla tanıştırır ve o anı yıllarca taşıtır. Zorlama, kaçınmanın aynadaki görüntüsüdür; ikisi de işe yaramaz.
İşe yarayan şey arada duruyor: kademeli ilerleme. Yani çocuğun zorlandığı ama baş edebildiği bir adımı seçmek, orada başarılı olmasını sağlamak, sonra bir sonraki adıma geçmek. Bu ilke kaygıyla çalışan her disiplinde aynıdır; tiyatro atölyesinin yaptığı şey, bu ilkeyi çocuk için eğlenceli bir kılıfa sokmaktır.
Sahne bunu neden çözüyor
Rol bir koruma sağlar
Sahne korkusunun merkezinde "beni yargılayacaklar" düşüncesi vardır. Rol, bu düşünceyi devre dışı bırakır. Çocuk sahnede kendisi değildir; korkak bir tavşandır, sinirli bir kraldır, unutkan bir postacıdır. Seyirci gülerse, çocuğa değil karaktere gülmüştür. Bu ayrım yetişkine yapay gelebilir ama çocuk için son derece gerçektir ve bütün yükü hafifletir.
Yaratıcı dramanın çocukla çalışmada bu kadar yaygın kullanılmasının nedeni budur. Çocuk "cesaret" kelimesini dinleyerek öğrenmez; karanlık ormandan geçen bir karakteri canlandırarak öğrenir. Vygotsky'nin oyun üzerine söylediği şey tam olarak buydu: çocuk oyun içinde kendi yaşının bir baş üstündedir, çünkü oyun ona kendi olağan sınırlarının ötesinde davranma izni verir.
Grup, seyirciden önce gelir
Atölyede hiçbir çocuk ilk hafta sahneye çıkmaz. İlk haftalar tamamen grubun kurulmasına ayrılır: isim oyunları, ısınma çalışmaları, eşli doğaçlamalar. Amaç, çocuğun on beş kişilik bir grubun içinde hata yapmanın güvenli olduğunu deneyerek anlamasıdır. Bu sağlanmadan sahneye geçilirse, çıkan şey ezber okumaktan ibaret kalır.
Sahne uzak bir hedef olmaktan çıkar
Yılda tek bir gösteri yapan atölyelerde sahne, bütün yıl büyüyen ve haziranda patlayan bir gerilim kaynağıdır. Bu yüzden programlarımı iki gösteriye göre kuruyorum: aralıkta küçük bir ara gösterim, yıl sonunda tam oyun. Aralıktaki gösterim kısa ve iddiasızdır; işlevi, sahneyi sıradanlaştırmaktır. Bir kez çıkmış olan çocuk için haziran, bilinmeyen değil tekrardır.
Atölyede sıra nasıl işliyor
Bir çocuğun "konuşamıyorum" noktasından "sahnede replik söylüyorum" noktasına gidişi basamaklıdır. Kabaca şöyle ilerler:
- Grup içinde ses. Herkesle birlikte bağırmak, tekerleme söylemek, ritim tutmak. Çocuk ses çıkarır ama tek başına değildir.
- Sırayla tek cümle. Çember içinde herkesin bir cümle söylediği oyunlar. Konuşma süresi iki saniyedir ve herkes aynı şeyi yapar.
- Eşli çalışma. Tek bir arkadaşla doğaçlama. Seyirci sayısı bire iner.
- Küçük gruba oynama. Dört kişilik bir ekip, gruba kısa bir sahne gösterir. Seyirci artık tanıdıktır.
- Sessiz rol. Sahnede olup konuşmamak. Çocuk seyirciyi görür, alkışı duyar, ama metin yükü taşımaz.
- Replik. Önce tek cümle, sonra sahne, sonra rol.
Bu basamaklar her çocukta aynı hızda ilerlemez. Bazıları üç haftada replik söyler, bazıları bir dönem boyunca sessiz rollerde kalır. İkincisi başarısızlık değildir; o çocuk için o dönemin doğru yeri orasıdır.
Veliye düşen kısım
Bu sürecin evde bozulması, atölyede kurulmasından daha kolaydır. Birkaç somut öneri:
- "Utangaç" demeyin. Hele çocuğun yanında başkasına hiç demeyin. Çocuk bu kelimeyi bir kimlik olarak alır ve ona uygun davranmaya başlar. "Alışması biraz zaman alıyor" aynı bilgiyi verir, kimlik yüklemez.
- Gösteriden sonra performansı değil çabayı konuşun. "Çok güzel oynadın" yerine "sahneye çıkmak kolay değildi, çıktın" daha işe yarar. Birincisi bir yargıdır ve bir dahakine kötü oynama ihtimalini gündeme getirir.
- Provaları izlemeyin. Veli salonda olduğunda çocuk oynamaz, velisine bakar. Prova, hata yapma alanıdır ve izlenirse bu alan kapanır.
- Devamlılığı koruyun. Bir çocuk iki hafta üst üste gelmediğinde gruptaki yerini kaybeder ve geri dönmek ilk günden zor olur.
- Acele etmeyin. Dönem ortasında "hâlâ konuşmuyor" telaşı, çocuğa aktarılan ilk baskıdır.
Ne zaman tiyatro yeterli olmaz
Sahne çekingenliği ile kaygı bozukluğu aynı şey değildir. Çocuğun geri çekilmesi yalnızca sahnede değil de hayatın her alanındaysa — okula gitmeyi reddediyor, tanımadığı kimseyle konuşamıyor, fiziksel belirtiler gösteriyor (karın ağrısı, uyku sorunu), ya da bir dönem boyunca hiçbir ilerleme olmuyorsa — bu, atölyenin çözeceği bir tablo değildir.
Böyle durumlarda bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmasını öneriyorum. Tiyatro bu sürecin yerine geçmez; uzman desteğiyle birlikte yürütüldüğünde çok iyi bir tamamlayıcı olur. Bunu söylemek, atölyeyi savunmaktan daha önemli.
Özetle
Sahne korkusu yaşa bağlı ve yaygındır. Kaçınmak onu büyütür, zorlamak pekiştirir; çözen şey, çocuğun baş edebileceği büyüklükte adımlarla ilerlemektir. Tiyatro atölyesinin yaptığı, bu adımları bir program hâline getirmek ve çocuğa hata yapabileceği güvenli bir grup sunmaktır.
Bu yüzden atölyeye geldiğinde bir köşede duran çocuk beni endişelendirmez. Endişelendiren, hiç gelmemiş olan çocuktur.